21 Şubat 2013 - 07:28

Allah’ın adıyla Arap Baharı diye süslü kelimelerle İslam dünyasına sunulan ve köklü bir değişim zannedilen sahte devrimler, aslında Batı’nın 1 asırdır desteklediği diktatör rejimlerin kabuk değiştirmesinden ve İslam ülkelerinin siyasi ve ekonomik olarak Batı’ya kölelik süreçlerinin bundan sonra demokrasi adı altında devam etmesinden başka bir milim öteye gitmeyen Sünni Kışı'nın Peygamber'in vefatıyla başlayıp asırlardır sürmekte olan başka bir evresinin başlangıç tarihidir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Nerede hata yaptıklarını araştıran Sünni Arapların, bütün sorunun diktatörlerde kilitlendiğini sanıp onları yönetimden bertaraf ederek Batı’ya bağlı oldukları kölelik zincirlerinden kurtulduklarını sanmalarından ötürü yeni bir büyük hataya düştüklerini anlamaları belki de birkaç on yılı daha alacaktır. Bu tabi Sünni dünyasından beklenilen uyanış belirtileri olduğunu savunanların “en iyimser” inancıdır. Ben bu uyanışın hiçbir zaman dünya durdukça gerçekleşmeyeceğini savunanlardan birisiyim. Zira bu uyanışı engelleyen en önemli nedenlerden birisi, Kuran’ı diğer semavi dinlerden ayıran ve inmesinin ana nedenlerinden birisi, İmamet inancının Sünnilerde Peygamberin vefatıyla birlikte sekteye uğramasından dolayı uyanış ve direniş için gerekli olan iman geninden yoksun olmalarıdır.

Bilindiği üzere Muhammed Mursi Mısır yönetimine geçer geçmez İsrail elçisini geri çağırdı. Mısır Dış İşlerinin dün yaptığı açıklamaya göre ise Gazze-Mısır arasındaki mevcut tüneller su ile doldurularak ya da yıkılarak kaçak giriş çıkışların engellendiği belirtildi. Başkan Mursi'nin, İsrail ile daha önce yapılan Camp David anlaşmasına ve diğer bütün uluslararası anlaşmalara sadık kalınacağının altını her seferinde çizdiğini belirten Dış İşleri, Filistin ile ilişkilerini bu icraatların etkilemeyeceğini ve Hamas ile olan ilişkilerin iyi olduğunu ve olacağını belirtme lütfunda bulunmayı da ihmal etmemiş. Hamas-İsrail barış müzakerelerinin görüşüldüğü 2011 yılından itibaren Hamas da İsrail menfaat safına geçmiştir. Elbetteki birbiriyle örtüşen zihniyetlerin ve dolayısıyla da ilişkilerin Mısır ve Hamas arasında iyi olması da kaçınılmazdır. Mursi'nin bunun altını çizmesi, Sünni siyasetinin farkındalıksızlığının farkında olan bizleri güldürmekten öteye gitmemiştir.

Din-siyaset ayrılığı yüzünden bir türlü toparlanamayan ve Batı emellerine bir taraftan gönül rızasıyla, diğer yandan cahilliğinin ve onun neticesi olan zavallılığın vermiş olduğu kadercilik adı altında kölelik sistemiyle günden güne iyice dibe vuran Sünni dünyasının, din ve dünyevi anlayışın bir çatı altında toplandığı İran İslam Cumhuriyeti’nin Velayeti Fakih sistemini sığ bir şekilde algılayıp “Şii Ekseni”nden ibaret olarak görmesi ve İran ile dost olmaktansa İsrail ile işbirliği içinde olmayı her seferinde tercih etmesi Sünni dünyası için büyük bir kayıptır. Mısır Cumhurbaşkanı yardımcısının iki gün önce verdiği basın demecinde bu ayrılığın da altı ısrarla çizilmiş ve İmam Hamanei'nin Velayeti Fakih sistemini Mısır'a tavsiye etmesinden duydukları rahatsızlığı sert bir dille açıklamıştır.

Arapların Filistin meselesinde inandığı bir gerçek vardır: " Mısır'sız barış olmaz, Suriye'siz de savaş bitmez. Buna son yıllarda Katarsız anlaşma olmaz maddesini de eklemişlerdir. Amerika ise kendi tarafından bu 3 maddeye son yıllarda "Türkiye'siz İsrail kurtulamaz" maddesini ekleyerek son vuruşunu Türkler vasıtasıyla yapmayı amaçlamaktadır. Elbetteki bu maddelerin ışığında Sünniler ne Batıya ubudiyetlerinden, ne de İsrail'e esaretlerinden kurtulamazlar. Onları daha şerefli ve onurlu bir güç birliğine çağrıda bulunan İran ve onun şerefli ordusu Hizbullah'ın korumakla mükellef olduğu kutsal emaneti bırakın anlamaya çalışmalarını, Sünni dünyasının yüzlerce yıldır yaşadığı kış mevsiminden Arap Baharına çıktıklarını "zan" etmeleri, görünüşe göre onları önümüzdeki bir asır daha bu zavallılıklarının içinde oyalamaya devam edecektir.

Nasılki 1. Dünya savaşı esnasında gizli anlaşmalarla Ortadoğu Batılı güçler arasında taksim edilip paylaşılmıştır, aynı taksim ve paylaşım “Arap Baharı” adı altında günümüzde 2. evresini yaşamaktadır. Ama bu sefer izlenen strateji tamamiyle bir öncekinden farklıdır. Emevilerden Osmanlı’nın yıkılışına kadar asimile edilip dini genleri üzerinde değişiklikler yapılan Sünni halklar, artık Batı çizmelerinin ezerek ele geçirdiği halklar olmayacaktır. Zira buna artık gerek yoktur. Çünkü bu misyonu artık onların yerine içimizden gönüllü bir şekilde eda edecek ve bunun için birbiriyle kıran kırana yarışacak kadar cahilleştirilmiş ve Batılılaştırılmış halklar mevcuttur. Bundan sonra bu halkların seçtiği liderler aracılığıyla Batılılar kendi menfaatlerini koruyacak ve gözeteceklerdir.

Batı tarafından Ortadoğu’da çizilen ilk sınırlar ulus-devlet ayrışmasıyla çizilmiş, Batı menfaatini korumak taahhütüyle başa getirilmiş liderlerle Batı hakimiyeti 1 asırdır pekiştirilip işlevini sorunsuz bir şekilde devam ettirmiştir. 2000’li yıllara girilmesiyle birlikte ulus-devlet operasyonunun sezeryan dikişleri teknolojinin de verdiği etkiyle erimiş ve sınırlar kaynaşmaya yüz tutarak kültürel ve dini teati ve etkilenme hız kazanmıştır. Artık mezhepsel olarak her bir ülkeyi daha fazla parçalara ayırıp yapay ihtilafların alevlendireceği dikişlerle yeniden dikme zamanı gelmiştir. Bu parçalanma esnasında en kuvvetli kim çıkarsa Batı onu destekleyerek nüfuzunun idame etmesini sağlayacaktır. Bu sancılı dönemden en güçlü çıkan Müslüman Kardeşler olmuştur. Elbette ki Müslüman Kardeşlerin içindeki kırılma noktası Hasan el-Benna’nın şehadetine kadar dayanıp Seyyid Kutup ekolü ile keskinleşmiş ve 1976 Mısır seçimlerine katılmak isteyen ılımlı kesim sayesinde derinleşmiştir.

Ilımlı İslamcıları bölgedeki yeni müttefiki olarak tayin eden ve Mısır’da olduğu gibi onları finansal olarak destekleyen ve yıllık belirli ödenekler ayıran Amerika, bu ittifakı ve maslahat ortaklığını sekteye uğratan İran’ı İsrail’den daha tehlikeli göstererek bir taşla iki kuş vurmak istemektedir. Böylelikle hem Müslümanları bölmeyi hem de İran’ı ve ideolojisi olan Mustazafları ve İlahi mirası koruyan rejimini zayıflatmayı hedeflemektedir. Sudan’ın ikiye bölünmesinin ardından Tunus ve Libya, onların ardından Mısır, Mısır’ın ardından Suriye ve son günlerde de Irak, Lübnan ve Yemen en sonunda da Türkiye kanlı bölünmelere gebedir. Bu bölünmeler gerçekleşdiği takdirde asırlara yayılacak kanlı mezhepsel savaşlar zuhur edecektir.

Burada şu gerçeğin de altını çizerek Sünni Kışı’nın neden olduğu sonuçları toparlamak isterim. Gelecek yıllarda bölgede alevlenecek olan iç savaşlardan ABD adına en karlı çıkacak olan şüphesiz İsrail’in yanısıra Kürtler olacaklardır. Zira ABD çıkarlarını korumak adına “1. Asıl Müttefik” olan İsrail haricinde bölgede hiçbir şekilde günün birinde dini damarı kabarma “ihtimali” olmayan 2. bir Asıl Müttifiğe daha ihtiyaç vardır ki bu şüphesiz Kürtlerden başkası değildir. 1. Dünya Savaşıyla birlikte temelleri atılıp Kuzey Irak’da 2. Körfez savaşının hemen akabinde geliştirilip devlet olarak ilan edilmesi için şartların olgunlaşması beklenen Kürt Devleti, Suriye'deki durum netleşir netleşmez önce Irak'da ilan edilecektir. Büyük Kürt Devleti olarak yayılması için ise önce Suriye'de ve en sonunda mutlaka Türkiye topraklarında zemin hazırlıklarının yapılması gerekmektedir ki, temel taşları Sünni Kışı'nın bu 2. evresi olan Arap Baharında büyük bir hızla atılmaktadır. Zira bu evre Büyük Kürt Devleti'nin büyük bir atağa geçmesi için Amerika planlarına göre “Now or Never”(şimdi veya hiç bir zaman) denecek kadar uygun bir zamanlamadır.

Bu oyunlardan bırakın farkında olmayı onun bir parçası olmak için çırpınan Sünni halk ve liderlerine karşılık başta Irak şiileri (Sistani, Maliki, Sadr ve el-Hakim gurupları) olmak üzere İran ve Hizbullah, çehre değiştiren Pax Americana’ya karşı tek vücut olmuş ve bölge Müslümanlarını uyarmayı asırlardır İmamların yaptığı gibi her zaman asli görevleri olarak bilmişlerdir. Bu uyarıyı Sünni dünya bırakın anlamayı, farklı yakıştırmalar yaparak İran’ın bu kutsal görevine gölge düşürüp bir de ona karşı cephe alan Batı savunmasının bir parçası olarak hem dünyalarını hem de ahiretlerini yıkmak için çaba sarfetmektedirler.

Sünni Kışı’nın 2. Evresinin en ironik olan yanı ise elbetteki “Müslüman olarak mı Laikleşsek, yoksa Laikleşerek mi Müslüman kalsak” dilemmasıyla 20. yüzyılın başlarından itibaren hem kendi içinde boğuş(turul)up hem de Arap dünyasından fersah fersah uzaklara Batı tarafından çiğnenip çiğnenip tükürülen Türkiye’nin durumudur. Kendi ipini kendi eliyle kesmek için Suriye-Irak-Filistin-İran oyunlarında Amerika’nın sadık dostu olarak Sünni Kışı’nın günümüzdeki baş rolüne büyük bir hevesle talip olması Sünni Kışı’nın günümüzdeki en ironik, en trajik ama bir okadar da en müstehak yanıdır.

BETÜL HANZALA

KAYNAKLAR:

http://www.elshaab.org/thread.php?ID=50564

http://www.alalam.ir/news/1447340

http://www.alalam.ir/news/1447348

http://www.alalam.ir/news/1446564

http://www.albaladnews.net/more.php?newsid=49089&cati

http://www.alhurra.com/content/egypt-iran-politics-/218866.html